Ramazan ayı, Anadolu şehirlerinde başka bir derinlikle yaşanır. Özellikle Niğde gibi kadim geçmişe sahip şehirlerde Ramazan sadece bir takvim ayı değil; bir ruh hâli, bir toplumsal hafıza ve bir yeniden toparlanma zamanıdır.
Bu şehirde Ramazan, sabahın ilk ışıklarıyla başlar. Sahur vakti yanan mutfak lambaları, sokak aralarında hissedilen o sessiz hareketlilik ve gün boyu süren sabırlı bekleyiş… Oruç, burada yalnızca aç kalmak değil; dili tutmak, kalbi yumuşatmak ve nefsi terbiye etmektir.
İftar saatine doğru şehirde tatlı bir telaş başlar. Fırınların önünde pide kuyruğu uzar, esnaf alışverişi hızlandırır, evlerde sofralar hazırlanır. Ancak Niğde’de Ramazan’ı özel kılan yalnızca bu hazırlık değildir; asıl fark, paylaşma kültüründe saklıdır. Bir tabak yemeğin komşuya gönderilmesi, ihtiyaç sahibinin gözetilmesi, hayrın sessizce yapılması bu şehrin köklü geleneğidir.
Ramazan, Niğde’de sosyal dayanışmanın da zirve yaptığı dönemdir. Yardım kampanyaları, gönüllü organizasyonlar, mahalle iftarları… İnsanlar sadece aynı sofrada değil, aynı duyguda buluşur. Küskünlükler azalır, gönül kapıları aralanır.
Gençler için Ramazan; teravih sonrası edilen sohbetler, sahura kadar süren muhabbetler ve paylaşmanın heyecanıdır. Çocuklar için ise ayrı bir coşkudur: İlk oruç denemeleri, iftarı beklerken yaşanan sabırsızlık ve sahura kalkmanın verdiği mutluluk… Büyükler içinse geçmiş Ramazanların hatırası, eski günlerin sade ama samimi sofralarıdır.
Niğde’de Ramazan biraz da yavaşlamaktır. Günlük hayatın telaşı içinde unutulan değerleri hatırlamak, aileyle daha çok vakit geçirmek, kendini sorgulamak ve şükretmektir. Modern hayatın hızına rağmen bu şehirde Ramazan hâlâ bir durup düşünme imkânı sunar.
Belki gösterişli ışıklar, büyük organizasyonlar yoktur; ama samimiyet vardır. Gürültü değil huzur vardır. Kalabalık değil, kalpten gelen bir birlik vardır.
Ramazan, Niğde’de taş duvarların arasında yankılanan ezan sesiyle, mütevazı sofraların etrafında edilen dualarla ve paylaşmanın verdiği iç huzuruyla yaşanır. Ve her yıl aynı temenniyle uğurlanır:
Bu ay, sadece midelerimizi değil; kalplerimizi de arındırsın.
Sofralarımız bereketli, gönüllerimiz bir olsun.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ÇAĞLAR TUNCER
Niğde’de Ramazan: Sessizliğin İçindeki Bereket
Ramazan ayı, Anadolu şehirlerinde başka bir derinlikle yaşanır. Özellikle Niğde gibi kadim geçmişe sahip şehirlerde Ramazan sadece bir takvim ayı değil; bir ruh hâli, bir toplumsal hafıza ve bir yeniden toparlanma zamanıdır.
Bu şehirde Ramazan, sabahın ilk ışıklarıyla başlar. Sahur vakti yanan mutfak lambaları, sokak aralarında hissedilen o sessiz hareketlilik ve gün boyu süren sabırlı bekleyiş… Oruç, burada yalnızca aç kalmak değil; dili tutmak, kalbi yumuşatmak ve nefsi terbiye etmektir.
İftar saatine doğru şehirde tatlı bir telaş başlar. Fırınların önünde pide kuyruğu uzar, esnaf alışverişi hızlandırır, evlerde sofralar hazırlanır. Ancak Niğde’de Ramazan’ı özel kılan yalnızca bu hazırlık değildir; asıl fark, paylaşma kültüründe saklıdır. Bir tabak yemeğin komşuya gönderilmesi, ihtiyaç sahibinin gözetilmesi, hayrın sessizce yapılması bu şehrin köklü geleneğidir.
Ramazan, Niğde’de sosyal dayanışmanın da zirve yaptığı dönemdir. Yardım kampanyaları, gönüllü organizasyonlar, mahalle iftarları… İnsanlar sadece aynı sofrada değil, aynı duyguda buluşur. Küskünlükler azalır, gönül kapıları aralanır.
Gençler için Ramazan; teravih sonrası edilen sohbetler, sahura kadar süren muhabbetler ve paylaşmanın heyecanıdır. Çocuklar için ise ayrı bir coşkudur: İlk oruç denemeleri, iftarı beklerken yaşanan sabırsızlık ve sahura kalkmanın verdiği mutluluk… Büyükler içinse geçmiş Ramazanların hatırası, eski günlerin sade ama samimi sofralarıdır.
Niğde’de Ramazan biraz da yavaşlamaktır. Günlük hayatın telaşı içinde unutulan değerleri hatırlamak, aileyle daha çok vakit geçirmek, kendini sorgulamak ve şükretmektir. Modern hayatın hızına rağmen bu şehirde Ramazan hâlâ bir durup düşünme imkânı sunar.
Belki gösterişli ışıklar, büyük organizasyonlar yoktur; ama samimiyet vardır. Gürültü değil huzur vardır. Kalabalık değil, kalpten gelen bir birlik vardır.
Ramazan, Niğde’de taş duvarların arasında yankılanan ezan sesiyle, mütevazı sofraların etrafında edilen dualarla ve paylaşmanın verdiği iç huzuruyla yaşanır. Ve her yıl aynı temenniyle uğurlanır:
Bu ay, sadece midelerimizi değil; kalplerimizi de arındırsın.
Sofralarımız bereketli, gönüllerimiz bir olsun.